BOZKURT'UN CUMHURİYET VİZYONU
1920’lerde Anadolu’da yeni bir rejim doğarken, bu rejimin temelini sadece silah değil, fikir ve hukuk oluşturuyordu. Mahmut Esat Bozkurt, işte bu fikrî zemin üzerinde yükselen Cumhuriyet’in en tutkulu savunucularından biriydi. Ona göre Cumhuriyet sadece bir yönetim şekli değil, halkın efendi olduğu bir inkılabın adıydı. Peki, Bozkurt’a göre “halk devleti” neydi?
Bozkurt’un kaleminden çıkan “Halk Devleti Düsturları”, “Millet Saltanatı” ve “Türkiye Halk Cumhuriyeti” gibi yazılar, onun halkçılık anlayışını açıklığa kavuşturur. Cumhuriyet, sadece padişahın yerini meclisin alması değil, halkın doğrudan devletin sahibi olması anlamına geliyordu:
“Cumhuriyet sadece bir şekil değildir, bir ruhtur. Bu ruh halkın iradesidir.” [1]
Bozkurt, halk egemenliğini şeklen değil, sistemli ve kurumsal olarak yerleştirmek ister. Ona göre “halk devleti”, halkın sadece seçimde değil, gündelik idarede de söz sahibi olduğu bir düzendir. [2]
---
1921 Anayasası'nın hazırlanışı sırasında Bozkurt, “kuvvetler birliği” ilkesini savunur. Yasama ve yürütmenin ayrı olmaması gerektiğini, halk iradesinin tek bir odakta toplanmasının gerekli olduğunu vurgular:
“Egemenlik millettedir. Bu egemenliğin başka yerde temsil edilmesine izin verilmez.” [3]
Bozkurt için meclis sadece bir yasa yapma organı değil, bizzat halkın yürütme yetkisini kullandığı bir iktidar merkezidir. [4]
Bozkurt, demokrasiyi sadece çoğunlukla sınırlamaz. Ona göre halkın yalnızca sayı ile değil, meslek ve sınıf esasına göre temsil edilmesi gerekir. Bu yüzden “mesleki seçim” ve “şura sistemi” üzerine önerilerde bulunur. [5]
Bozkurt, 1924 Anayasası için “Cumhuriyet Kanunu Esasisi” ifadesini kullanır. Ona göre bu sadece bir hukuki metin değil, bir “rejimin karakter belgesi” olmalıdır.
Anayasada "Cumhuriyet" ilkesinin açıkça yazılması gerektiğini ısrarla savunmuştur. [6]
---
Bozkurt’un halk devleti anlayışı sadece fikir düzeyinde kalmaz. Köy idareleri, halk eğitimi, mahkemelerin halkla uyumlu hale getirilmesi gibi birçok somut adımda etkisi olmuştur.
“Sabanın hakkı verilmezse, Cumhuriyet eksik kalır.” [7]
“Halk devleti” fikri, bugün sadece tarihi bir hatıra değil, Cumhuriyet’in ruhuna dair temel bir ilkedir. Onun sistemli düşünceleri, anayasal katkıları ve radikal halkçılığı, modern Türkiye’nin siyasal mimarisine derin izler bırakmıştır.
Cumhuriyet bir yönetim biçimi değil, bir halk iddiasıdır.
------
Bozkurt’a göre şeriat, modern hukuk sisteminin karşısında çağ dışı bir yapıdır. Şöyle der:
“Şeriat hükümleriyle çağdaş bir hukuk kurmak, kurumu mezarlığa taşımaktır.” [8]
1924 Anayasası’nda dinin devlet işlerinden ayrılması süreci henüz tamamlanmamışken Bozkurt, açıkça laik hukuk düzenini savunur. Ona göre artık “din esaslı” değil, akla ve toplumsal faydaya dayalı kanunlar geçerli olmalıdır.
1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, İsviçre’den alınmış olsa da Bozkurt, bu yasayı bir “Türk inkılabı ürünü” olarak tanımlar. Esas amacı, aile hukukunu ve miras düzenini laikleştirmek ve kadın-erkek eşitliğini sağlamaktır:
“Kadınlarımız artık mal gibi satılamayacak, bir sözle boşanamayacak.” [9]
Bu yasa ile birlikte:
- Çok eşlilik yasaklandı.
- Kadına boşanma hakkı tanındı.
- Miras ve mal paylaşımında eşitlik sağlandı.
Bozkurt’un bakanlığı döneminde Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, İcra İflas Kanunu gibi düzenlemeler hayata geçirildi. Bu kanunlar:
- Dinsel suçlar yerine bireye karşı suçları merkeze aldı.
- Toplumun korunmasını, bireyin özgürlüğüyle dengelemeyi amaçladı.
Bozkurt’un bir diğer önceliği, hukuk dilini Türkçeleştirmek ve halkın anlayabileceği hale getirmekti. “Kanunlarımızı Türkçeleştirme” başlıklı yazılarında, Arapça-Farsça terimlerle dolu Mecelle’yi eleştirir:
“Halkın anlayamadığı kanun, halka ait değildir.” [10]
Medeni Kanun’un halka tanıtılması için bizzat şehir şehir gezmiş, kadınlara, çiftçilere, barolara hitaplarla anlatımlar yapmıştır.
Bozkurt’un “din ayrı, hukuk ayrı” yaklaşımı, onun laiklik anlayışının temelidir. Şöyle der:
“Din, vicdanlarda; devlet ise aklın yolundadır.” [11]
Bu yaklaşım, 1937’de anayasaya “laiklik” ilkesinin açıkça girmesine zemin hazırlamıştır.
Mahmut Esat Bozkurt’un yürüttüğü hukuki reformlar, toplumsal bir inkılabın hukuki temelleridir. Kadın haklarından birey özgürlüğüne, laiklikten eşitliğe uzanan bu devrim,
Cumhuriyet’in en sağlam sütunlarından biridir.
“Cumhuriyet’i yaşatacak olan, onun hukukudur.” [12]
-----
Cumhuriyet’in ilanıyla yeni bir ulusal kimlik inşa ediliyordu. Mahmut Esat Bozkurt bu kimliği tanımlarken “Öz Türkler” kavramına yaslanıyor, Türkiye’nin yalnızca laik değil aynı zamanda Türkçü bir devlet olması gerektiğini savunuyordu.
Bozkurt’a göre “Öz Türk”, bu toprakların asli sahibi olan, Türk kültürüne, diline ve soyuna bağlı halktır. Ona göre devletin yöneticisi de, siyasal kaderin sahibi de bu “Öz Türkler” olmalıdır:
“Bu memleketin efendisi öz Türklerdir. Herkes ‘Ben Öz Türküm’ demedikçe, bu milletin bir ferdi sayılamaz.” [13]
Bu yaklaşım, asimilasyonu değil, aidiyetin yeniden tanımlanmasını amaçlıyordu. Bozkurt, Türk kimliğini tarihî, kültürel ve dilsel bağlar üzerinden kurar.
Bozkurt’un “herkes Öz Türk olacak” vurgusu, bazı çevrelerce etnik ırkçılık olarak değerlendirilmiştir. Ancak onun metinlerine bakıldığında, etnik temelli bir ayrışmadan ziyade kültürel-Türkçü bir yöneliş öne çıkar:
“Türk, yalnız bir ırk değil, bir ülkü ve ruh halidir.” [14]
Bu yönüyle Bozkurt, Ziya Gökalp çizgisinde bir “kültürel milliyetçilik” savunur; ancak söylemin sertliği, zamanla ırkçı yaklaşımlara da alan açabilecek bir zemin oluşturmuştur.
Bozkurt’un “Öz Türk” vurgusu, azınlık politikalarında da belirleyicidir. Ona göre azınlıklar ancak “Türk kimliğini” benimsemekle tam yurttaş olabilirler:
“Yahudi’si, Ermeni’si, Rum’u Türk olmalıdır. Türk olmayanın bu topraklarda hakkı yoktur, ama Türk olan herkesin bu vatanda yeri vardır.” [15]
Bu anlayış, vatandaşlığı etnik kökene değil, üst kimlik olarak Türkçülüğe bağlama çabasıdır. Bu yönüyle Cumhuriyet’in asimilasyon politikalarına teorik zemin sağlamıştır.
Bozkurt sadece etnik değil, sınıfsal bir milliyetçilik de savunur. “Kızıl Milliyetçilik” olarak adlandırdığı bu anlayış, köylünün, işçinin, emekçinin Türk kimliğinde birleşmesini ister:
“Köylüye toprağını, işçiye hakkını vermeden milliyetçilik olmaz. Milliyetçilik halkçılıktır.” [16]
Bu yönüyle Bozkurt’un milliyetçiliği, bir yönüyle sosyal adalet talebiyle de birleşir.
Bozkurt’a göre devletin kurucu ideolojisi milliyetçilik olmalıdır. Bu nedenle “Kemalizm”in özü ona göre millî egemenlik ve öz Türk hakimiyetidir:
“Kemalizm, Öz Türk’ün kendini yeniden kurmasıdır.” [17]
Cumhuriyet, yalnızca sultanı yıkmak değil, “Türk’ün öz vatanını yeniden Türkleştirmek”ti.
Mahmut Esat Bozkurt’un milliyetçilik anlayışı, dönemin modernleşme sancıları içinde şekillenen bir kimlik inşası projesidir. Öz Türk vurgusu bugün hâlâ tartışmalı olsa da, erken Cumhuriyet ideolojisinin merkezinde bu düşünceler yer almıştır.
“Herkes Öz Türküm diyecek. Çünkü bu topraklar Türk’ündür.” [13]
-----
Bozkurt’a göre Cumhuriyet, ideolojik bir devrimdir. Bu devrim, Batı’daki hiçbir modele bütünüyle benzemez. Ne parlamenter bir demokrasiye, ne bir faşist rejime, ne de bir sosyalist sisteme.
“Bizim inkılabımız, hiçbir Batı rejiminin taklidi değildir. O, Türk halkının iradesinin doğrudan iktidara geçişidir.” [18]
“Batı Demokrasisi Bizim Halkçılığımızdan Geridir”
Bozkurt, Batı demokrasilerini “burjuva sınıfının tahakkümü” olarak tanımlar. Ona göre Türkiye’deki halkçılık, temsilî demokrasiden daha ileridir
Cumhuriyet’in meclis temelli yapısı, Bozkurt’un halk egemenliği vurgusunun temelidir. Seçim, temsiliyet ve denetim yerine, halkla özdeşleşen devlet fikrini savunur.
Faşizm: “Bir Parti Diktası Değil, Irkçı İhanet”
1930’ların Avrupa’sında yükselen faşist rejimler hakkında Bozkurt son derece eleştireldir. Mussolini ve Hitler örneklerini kastederek şunları söyler:
“Faşizm, halkı kandıran bir istibdattır. Türk inkılabı ise halkın kendini yönetmesidir.” [19]
Bozkurt’a göre faşizm, tek partiyi kutsallaştırır, halkı edilgen kılar. Oysa Türk inkılabı, halkın doğrudan yönetimini esas alır. Bu nedenle CHP, “bir partiden çok, halkın örgütlü şeklidir.”
Komünizm: “Köylüyü Mahveden, Bireyi Silen Bir Felaket”
Bozkurt, komünizme karşı da mesafelidir. Onun komünizm eleştirisi, hem Sovyet sistemi hem de sınıf çatışması ideolojisi üzerinedir:
“Komünizm, köylüyü toprağından eder; insanı sıradanlaştırır.” [20]
Kolektivizme karşıdır. Özel mülkiyeti savunur ancak bunu “adalet içinde” yeniden dağıtmak gerektiğini söyler. Halkçılığı, sınıf savaşı değil, dayanışma olarak tanımlar.
Türk Rejimi: “Ne Sağcı Ne Solcu, Halkçı ve Devrimcidir”
Bozkurt’a göre Türk Cumhuriyeti’nin ideolojik konumu, mevcut ideolojik kategorilere sığmaz:
“Biz ne sağcıyız ne solcu. Biz Türk halkının yolundayız.” [21]
Ona göre Türk inkılabı:
- Batı demokrasisinden farklıdır çünkü halkın doğrudan egemenliğini hedefler.
- Faşizmden farklıdır çünkü tek adam veya parti değil halk belirleyicidir.
- Komünizmden farklıdır çünkü özel mülkiyeti yok etmez, kişiliği silmez.
Sonuç: Rejimin Ruhunu Arayan Bir Aydın
Mahmut Esat Bozkurt’un düşüncelerinde rejim, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda halkın ruhunun şekliydi. Demokrasi, faşizm ve komünizm gibi modeller onun için kıstas değil, uyarıcıydı.
“Türk inkılabı, Türk halkının aklıdır. Bu akıl Batı’dan alınmaz, bu akıl kendini doğurur.” [18]
Cumhuriyet devrimi, aynı zamanda ekonomik bir devrim olmalıydı. Bozkurt, bu anlayışla “Zafer İktisadı” adını verdiği halkçı ekonomi modelini savundu:
“Zaferi kazandık, şimdi iktisatta kazanmalıyız. Zaferin mülkiyet ve üretimle taçlanması gerekir.” [22]
Bozkurt’a göre ekonomi halktan yana olmalıydı. İktisatta öncelik, köylüye, işçiye, esnafa ve üretici sınıfa verilmeliydi. Liberal kapitalizmin bireyci anlayışını eleştirir:
“Kapitalizm bir imtiyazlar düzenidir. Türk halkı, artık ayrıcalıklılara çalışmayacaktır.” [23]
Köylü, Bozkurt’un gözünde Cumhuriyet’in belkemiğidir. Ona göre köylünün toprağa sahip olması bir hak değil, bir zorunluluktur:
“Topraksız köylü olmaz. Toprak köylünündür. Bu kutsal hakkı teslim etmeden Cumhuriyet tamamlanamaz.” [24]
Bu bağlamda köylü bankaları, tarım kooperatifleri, toprak reformu gibi araçlar savunulmuştur.
Bozkurt, devletin ekonomide düzenleyici ve teşvik edici bir rol üstlenmesini ister. Ancak ekonominin tamamen devletleştirilmesine karşıdır:
“Devlet, sermayedarın yerine değil, halkın yardımcısı olarak iktisada karışmalıdır.” [25]
Bu yönüyle Bozkurt’un modeli, karma ekonomi ile halkçı planlamacılığın sentezidir.
Bozkurt’un “Zafer İktisadı” adını verdiği model, askeri başarıyı ekonomik bağımsızlıkla taçlandırmayı amaçlar. Bu iktisat;
- Millîdir, çünkü dışa bağımlılığı reddeder.
- Halkçıdır, çünkü üretici sınıfları esas alır.
- Etiktir, çünkü kazanç ve servet adaletli paylaşılmalıdır.
“Zafer kılıçla değil, çekiçle tamamlanır.” [26]
Bozkurt, emeği yücelten bir anlayışa sahiptir. Ona göre “vatan”, emekle kurulur. İşçiyi hor gören, köylüyü sömüren bir rejim vatanı da çürütür:
“Halkını fakir bırakan rejim, vatanını yıkar. Ekmek yoksa hürriyet de yalandır.” [27]
Ekonomik Devrim, Hukuki ve Siyasal Devrimin Tamamlayıcısıdır
Mahmut Esat Bozkurt için iktisat, bir halkı özgürleştirmenin aracıdır. Zafer İktisadı; halkçılıkla, emekle, millilikle örülü bir ekonomik devrim tahayyülüdür.
Kaynakça
1. Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler Cilt 1, “Halk Devleti Düsturları” başlığı, s. 289–299.
2. Aynı eser, “Halk Meşrutiyeti” ve “Millet Saltanatı”, s. 260–267.
3. Aynı eser, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Hakkında”, s. 437–446.
4. Aynı eser, “Meclis ve İcra Vekilleri” ve “Kuvvetler Birliği–Ayrılığı Teorileri”, s. 431–434.
5.Aynı eser, “Büyük Millet Meclisi’nde Mesleki Seçim”, “Şura Seçimleri”, s. 310–329.
6.Aynı eser, “Cumhuriyetin Mekanizması”, “Teşkilat-ı Esasiye’nin 25. Maddesi Üzerine”, s. 454–477.
7.Aynı eser, “Sabanın Hakkı”, s. 303–305.
8.Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler Cilt 2, “Yeni Adliye Teşkilatı ve Yapılan Değişiklikler Hakkında Beyanat”, s. 253–255.
9.Aynı eser, “Medeni Kanun’un Öncelikli ve Bütün Halinde Görüşülmesi Hakkında”, s. 256–258.
10.Aynı eser, “Kanunlarımızı Türkçeleştirme” ve “Mecelle Üslubu ve Türk Dili”, s. 275–282.
11.Toplu Eserler Cilt 3, “Medeni Kanun ve Din Meselesi”, s. 511–517.
12.Toplu Eserler Cilt 3, “Türk İnkılabı ve Adliyemiz”, “Adliyenin Bugünkü Vaziyeti ve Yeni Kanunlarımız”, s. 280–325.
13.Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler Cilt 4, “Öz Türklerin Hakları” ve “Herkes Öz Türküm Diyecek”, s. 208–232.
14. Aynı eser, “Türk, yalnız bir ırk değil…”, s. 210.
15 Aynı eser, “Azınlıklar Hakkında” ve “Azınlıklar İşi”, s. 309–317.
16. Aynı eser, “Kızıl Milliyetçilik”, s. 236–239.
17. Aynı eser, “Kemalizm”, s. 179–184.
18. Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler Cilt 4, “İnkılap Rejimi ve Batı Sistemleriyle Karşılaştırmalar”, s. 89–96.
19. Aynı eser, “Faşizm ve Halk Diktası Üzerine”, s. 130–137.
20. Aynı eser, “Komünizmin Köylüye ve Ahlaka Etkileri”, s. 140–145.
21. Aynı eser, “Türk Rejimi Ne Sağcı Ne Solcudur”, s. 150–153.
22. Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler Cilt 3, “Zafer İktisadı”, s. 55–64.
23. Aynı eser, “Kapitalizm Eleştirisi ve Halkçılık”, s. 70–74.
24. Aynı eser, “Toprak Reformu ve Köylü Hakkı”, s. 80–89.
25. Aynı eser, “Devletin Ekonomideki Konumu”, s. 95–101.
26. Aynı eser, “Zafer ve Ekonomi”, s. 110–115.
27. Aynı eser, “Ekmek ve Hürriyet”, s. 120–123.
Yorumlar
Yorum Gönder