YIKILIŞ DÖNEMİ OSMANLI'DA GÜNDELİK YAŞAM | BÖLÜM:5
5. Bölümde Ahmet Haşim’in 3 Eylül 1919 tarihli Anadolu’nun o dönemdeki içler acısı durumunu gözler önüne seren mektubunu aktaracağız. Bu mektup, dönemin Manisa milletvekili Refik Şevket Bey’e hitaben yazılmıştır. Ahmet Haşim, İaşe-i Umumiye İdaresi Heyet-i Teftişiyesi'ndeki görevi gereği Niğde, Nevşehir ve çevresinde bulunmuş ve gözlemlerini bu mektupta dile getirmiştir.
Mektup, Anadolu köylüsünün yaşadığı zorlukları ve sefaletini çarpıcı bir dille anlatmaktadır. Ahmet Haşim'in gözlemleri, dönemin sosyal ve ekonomik koşullarını anlamak için değerli bir kaynak niteliğindedir.
Özellikle şu ifadeler çok çarpıcıdır:
“Öküz götünden düşen en ufak bok parçasını toplamak üzere dirseklerine kadar bulaşık elleri ve hırstan gözbebekleri fırlamış gözleriyle yere kapanırlar.”
Ahmet Haşim’in Refik Şevket Bey’e Mektubu (3 Eylül 1919)
“Kardeşim Refik,
Anadolu’dan yeni geldim. Yanımda birkaç vesika ve bir tomar da hâtıra getirdim.
Eğer yolda rastladığım millet fertlerinden birkaç numune göstermek istersem sana şu isimleri veririm:
Kırıkkale, Kayseri, Niğde, Nevşehir…
Bu şehirlerde gördüğüm Anadolu halkı ne giyer, ne yer, ne düşünür?
Bir kere, giyinme yok, çıplaklık var. Dört senedir hiçbir yerli kumaş imal edilmediği gibi, dışarıdan da içeriye bir şey gelmemiş. Elbisesini kaybeden, vücudunu örtecek bir mendil bulamıyor.
Ayakkabı yok.
İnsanlar yalınayak, bir kısmı ise öküz derisinden kesip kendilerince yaptıkları "çarık" dedikleri şeyleri giyiyorlar.
Kadınlar, eski çuvallardan yapılmış üstlüklerle dolaşıyor.
Birçok köylerde erkek ve kadınlar çırılçıplak dolaşıyorlar.
Yemek de yok.
İnsanlar arpa ekmeğine bile hasret. Un yok, buğday yok, şeker yok.
Hayvanların dışkıları kurutulup kış için yakacak yapılıyor.
Kadınlar sabahları öküzlerin arkasına takılıp dışkı topluyorlar.
Tezeğin bu adamlar nezdindeki kıymeti hayret vericidir.
Sürüler meraya çıkarken veya akşam şehre girerken kadın ve çocuk, gözleri nurlu bir noktaya cezp edilmiş gibi, öküz kıçlarından bir saniye dikkatlerini ayırmayarak ve yüzlerce rakipten geri kalmak korkusuyla seri adımlarla koşarak, öküz götünden düşen en ufak bok parçasını toplamak üzere dirseklerine kadar bulaşık elleri ve hırstan gözbebekleri fırlamış gözleriyle yere kapanırlar.
Çocukların karınları hep şiş, gözleri dışarı fırlamış, derileri kemiklerine yapışmış.
Okul yok, medrese yok, doktor yok, eczane yok, yol yok.
Ne var?
Ümitsizlik, sefalet, açlık, çıplaklık, ilkel hayat.
Anadolu'dan geldikten sonra ilk kez İstanbul’da beyaz ekmek, temiz su ve giyinmiş insan gördüm.
İstanbul başka bir âlemmiş.
Kardeşim Refik, Anadolu’ya gitmeden önce millet nedir bilmiyordum.
Şimdi milletin ne olduğunu, ne hâlde bulunduğunu gördüm ve anladım.
Bu mektubu sana gönderiyorum.
Ne olur, okut.
Anadolu’daki kardeşlerinin hâlini insanlar bilsin istiyorum.”
...
Kaynak:
Güzel Yazılar-Mektuplar—Türk Dil Kurumu Yayınları
Yorumlar
Yorum Gönder